Hayallerimi unutmak üzereyim. Kalbim sevgi dolu benim eğer o kırılırsa sevgilerim her yere dağılacak ve ben bir daha toparlayamayacağım.. Sanırım bundan çok korkuyorum...
Eğer açsanız, karnınız doysun istersiniz. Eğer karnınız her gün doymaya başlamışsa, artık arzu ettiğiniz yemeklerle doymayı istersiniz. Eğer her gün istediğinizi yiyebiliyorsanız, üzerine tatlı da yemek istersiniz... Daha sonra da istediğiniz tatlıyı yemek istersiniz... daha sonra, sonra, sonra... Demek istediğim insanoğlu fazla doyumsuzdur aslında.
Seni fark etsin istersin... Sadece yanında olsam yeter dersin, olursun da. Sonra beni sevsin dersin, uğraşırsın. Sevdirirsin kendini üstelik. Daha sonra benimle mutlu olsun dersin, olur mutludur aslında. Daha sonra beni sevdiğini açıkça göstersin-herkesin yanında- dersin, o da sevgisini saklamaz artık. Sonra bana aşık olsun dersin- aşk önemlidir - olur da. En çok beni sevsin, hayatında en çok aşık olduğu ben olayım dersin. Aşk deyince aklına yalnızca senin adının gelmesini istersin. O bunu hisseder, hissettirir... Hatta daha önce hiç hissetmediği aşkı, sevgiyi, bağlılığı senle hisseder. Bunu gözlerinden anlarsın, sözlerine güvenirsin...
Ama dahası yoktur. Mutluluktan ötesi yoktur ya da. Aslında en baştan, hiç istemeden yaşansa tüm bu tadına doyulmayan anlar, hiç istenmek zorunda kalmasa mesela, doyumsuz bir nefse bir egoya dönüşmeyecek belki de hiç.
Demek istediğim o ki, tüm bu kalp dolu anlar zamanın akışına bırakmadan, talep edilmeden yaşansa da eskimezdi o tat damaklarda... Eğer hissedilen aşk ya da mutluluksa , -gerçekten ama- sıkılınmaz yaşattığı duygudan. En üst seviyeyi ilk basamakta da yaşatsan, artan şey aşkın dışında mutluluk ve bağlılıkla sonuçlanır :)
Sadece bir düşünce..
...Hayatın sığılığındaki derin duygular... (-) eksi sonsuzdan, artı sonsuza (+)
Aşk, Yepyeni Kalabilen Eski Bir Masaldır. H.HEİNE
6 Ağustos 2011 Cumartesi
30 Temmuz 2011 Cumartesi
...Çukurun Dibi...
Sanırım yakında olmayınca olmuyormuş demek ki deyip pes edeceğim. Anlatamıyorum, anlaşılamıyorum...
Sonuna mı geldik diyorum içinden, daha en başındayken. Bir ışık olmalı ama olsa da neye işaret anlaşılır mı? kurtuluş mu, yoksa tükeniş mi... Direniş zaten şuan yaşadığım şey.
Uğraştım...Bir anne gibi olmasa da, arkadaş, dost, sevgili gibi... Sahiplendim. Aldım onu içime, ta içime koydum. Sardım sakladım, korudum tüm can kırıklarından. Kendim yaralanmak pahasına onu pamuklara sardım, sarmaladım işte. Hiç gocunmadım. O kadar gocunmadım ki, kendimi unuttum onu hatırladım. Kendimi bitirdim onu başlattım, kendimi öldürdüm onu yaşattım. Onunla yeniden yaşadım, Yeniden doğdum, yeniden başladım be başardım- derken. İşte tam derken, bir tökezleme hissetti Çağ aldığı yol boyunca. Önce ayağı bir taşa takılmıştı, sonra acısı geçmeden çukurlara yakalandı. Hani belediyenin o önemsemediği ama insanın ayağı takıldığında içini yakan, diş sıktıran , o sancıyı yaşatan kahrolası çukurlar...
Ben dilekçemi yazdım, düzelmedi. O çukurları kapatın ya da bende yardım edeyim kapatalım dedim, sonra dediler. Beni ertelediler. Ben ki orta sınıf bir insanım elbet ama buna da hakkım olduğunu düşündüm. Canım acımasın. Bir kere bunu yaşadım, canım yandı! size bildirdim. Düzelmesi gerekiyordu diye isyan ettim. Ertelendim, geçiştirildim...
Sonra dedim ki benim o; parası, malı, mülkü, şanı, şöhreti olanlardan ne eksiğim var... Onların ki bir bakışı bir iması yetmiyor muydu size düzeltmeniz için. Ki oysa hiçbirisi benim kadar hizmet etmemiştir size. Benim kadar vatandaşlık görevlerini yerine getirmemiş hatta gönüllü olarak hiç yardımcı olmamışlardır size.
Doğruldum yavaşça düştüğüm çukurdan ve sordum? Bu acıyı hak eden ben mi oldum yani şimdi? Benim neyim eksik onlardan... Karşılıksız bir yardımı kim kabul etti, bu acıyı haketmesi gereken ben miyim şimdi? Çağ kalktı bileğindeki acıyla... Ve sordu...
Şimdi daha mı güzel oldu...
Ki ben bir çok dilekçemden sonra sana güveniyorum demiştim. Biliyorum ki bir gün ben söylemeden düzelteceksiniz evimin önündeki çukurları demiştim. Sizden bir adım beklemiştim. Ama kapanması gerekenler derinleşti işte anlamadım nasıl oldu.
Ben hala beklerken kapatılacak bu eksiklik diye, bir ses iletildi bana...
''Bence çok saçma, ben bununla uğraşmak istemiyorum, sevmiyorum... Çukur kapatmakla mı uğraşacağız. Bu bir eksiklik değil ayrıca bizim için. Yanlardan geçin o kadar önemliyse bu sizin için bizi bununla meşgul etmeyin'' dedi... Yıkıldım. Oysa önce tamam demişlerdi...
Neydi benim eksiğim, çok mu zordu ya da size hizmet etmeyenlere yaptığınızın ufak bir parçasını da bana yapmak...
Bekleyin düzeltiriz demişlerdi önceleri oysa.. Şimdi ise saçma dendi...
Oysa bu benim nacizane bir dileğimdi...
İşte böyleydi hikaye. Çağ bu laftan sonra takıldığı çukurdan doğruldu, üzerini silkelerken daha derinine düştü... Hani önemsizdi,gereksizdi bunları kapatmak... Şimdiki çukur boyumu aştı, nasıl çıkacağım buradan... Bu seferde yardım etmeyecek misiniz... Umarım sesimi kimseye duyuramadan ölüp gitmem..
Oysa o benim nacizane dileğimdi... Anlatamadım gitti... Benzetmelerle dolu bir hikaye işte. Anlattım gitti...
Oysa bu yazı benim parça parça hislerimdi ...
Sonuna mı geldik diyorum içinden, daha en başındayken. Bir ışık olmalı ama olsa da neye işaret anlaşılır mı? kurtuluş mu, yoksa tükeniş mi... Direniş zaten şuan yaşadığım şey.
Uğraştım...Bir anne gibi olmasa da, arkadaş, dost, sevgili gibi... Sahiplendim. Aldım onu içime, ta içime koydum. Sardım sakladım, korudum tüm can kırıklarından. Kendim yaralanmak pahasına onu pamuklara sardım, sarmaladım işte. Hiç gocunmadım. O kadar gocunmadım ki, kendimi unuttum onu hatırladım. Kendimi bitirdim onu başlattım, kendimi öldürdüm onu yaşattım. Onunla yeniden yaşadım, Yeniden doğdum, yeniden başladım be başardım- derken. İşte tam derken, bir tökezleme hissetti Çağ aldığı yol boyunca. Önce ayağı bir taşa takılmıştı, sonra acısı geçmeden çukurlara yakalandı. Hani belediyenin o önemsemediği ama insanın ayağı takıldığında içini yakan, diş sıktıran , o sancıyı yaşatan kahrolası çukurlar...
Ben dilekçemi yazdım, düzelmedi. O çukurları kapatın ya da bende yardım edeyim kapatalım dedim, sonra dediler. Beni ertelediler. Ben ki orta sınıf bir insanım elbet ama buna da hakkım olduğunu düşündüm. Canım acımasın. Bir kere bunu yaşadım, canım yandı! size bildirdim. Düzelmesi gerekiyordu diye isyan ettim. Ertelendim, geçiştirildim...
Sonra dedim ki benim o; parası, malı, mülkü, şanı, şöhreti olanlardan ne eksiğim var... Onların ki bir bakışı bir iması yetmiyor muydu size düzeltmeniz için. Ki oysa hiçbirisi benim kadar hizmet etmemiştir size. Benim kadar vatandaşlık görevlerini yerine getirmemiş hatta gönüllü olarak hiç yardımcı olmamışlardır size.
Doğruldum yavaşça düştüğüm çukurdan ve sordum? Bu acıyı hak eden ben mi oldum yani şimdi? Benim neyim eksik onlardan... Karşılıksız bir yardımı kim kabul etti, bu acıyı haketmesi gereken ben miyim şimdi? Çağ kalktı bileğindeki acıyla... Ve sordu...
Şimdi daha mı güzel oldu...
Ki ben bir çok dilekçemden sonra sana güveniyorum demiştim. Biliyorum ki bir gün ben söylemeden düzelteceksiniz evimin önündeki çukurları demiştim. Sizden bir adım beklemiştim. Ama kapanması gerekenler derinleşti işte anlamadım nasıl oldu.
Ben hala beklerken kapatılacak bu eksiklik diye, bir ses iletildi bana...
''Bence çok saçma, ben bununla uğraşmak istemiyorum, sevmiyorum... Çukur kapatmakla mı uğraşacağız. Bu bir eksiklik değil ayrıca bizim için. Yanlardan geçin o kadar önemliyse bu sizin için bizi bununla meşgul etmeyin'' dedi... Yıkıldım. Oysa önce tamam demişlerdi...
Neydi benim eksiğim, çok mu zordu ya da size hizmet etmeyenlere yaptığınızın ufak bir parçasını da bana yapmak...
Bekleyin düzeltiriz demişlerdi önceleri oysa.. Şimdi ise saçma dendi...
Oysa bu benim nacizane bir dileğimdi...
İşte böyleydi hikaye. Çağ bu laftan sonra takıldığı çukurdan doğruldu, üzerini silkelerken daha derinine düştü... Hani önemsizdi,gereksizdi bunları kapatmak... Şimdiki çukur boyumu aştı, nasıl çıkacağım buradan... Bu seferde yardım etmeyecek misiniz... Umarım sesimi kimseye duyuramadan ölüp gitmem..
Oysa o benim nacizane dileğimdi... Anlatamadım gitti... Benzetmelerle dolu bir hikaye işte. Anlattım gitti...
Oysa bu yazı benim parça parça hislerimdi ...
28 Temmuz 2011 Perşembe
İlkÇağ
Hep ulaşılmazlar mükemmel gelir ya insana. Uzak olan herşey caziptir işte. Nasıl anlatılır ki bu durum, deneyelim bakalım...
**
Başkalarının hayatı bizim hayalimizken , bizim hayatımız başkalarının kabusudur. Belki de yaşamayı bilmekten geçiyordur bunun sırrı. Elimizdeki gerçek mutluluğun değerini bilmek mesela. Hep daha fazlasını istemenin bir mantığı yoktur aslında çünkü hiçbir artışın sonu yoktur. Hep daha çok daha çok derken, olması gerektiğinden de aşağıya çektiğini hissedersiniz çıtanızın... Elinizdekiyle mutlu olmak varken, varolanında avucumuzdan kayıp gitmesi gibi...
Oysa sahip olduğumuz hiçbir şey eksik ya da yarım değildir işte. Zamanla sizinle bütünleşir zaten parçaları. Hatta bazen elinizdeki en güzelidir , en fazlası, en i dir işte her şeyin. Anlatılmaz sözcüklerle .Başladığın cümle onu görünce boğazında düğüm düğüm oluverir, diline kramp girer işte. Hele ki elini tutuyorsa...
**
Bende onu uzaktan görünce öyle imrendim . Hayata bakışını, gülümseyişini, aşkı sahiplenişini. Onun yaşadığı ya da yaşattığı hayat hayalim olmuştu bile... Yaklaşmaktan korktuğum, gerçek olmayacak kadar fazla güzel bir hayat.. Sanki yanında nefes alsam nefesimi vermekten çekinirdim o tozpembe gözlükleri buğulanmasın diye. O vardı, hep ve herkesten fazla. Ben ise benimsedim uzaktan ama harcamadım onun mutluluğunu. Bazı şeylerin zamanı vardır ya hani. Baktım, gördüm, bekledim... En süprizi ise sevdim...
Şimdi ise bana imrendiğim o hayatı yaşatan sevdiğim, sana teşekkür ederim...
Seni zamanın boşa geçtiğinde harcanmamamız için uzaktan sevdim. O kadar uzaktan ki, ben bile farketmedim.
**
Şimdi bizim hayatımız başkalarının hayali olsun.. Ama ne bizim aşkımız başkalarına kabus, ne de onların nefesi bize zehir olsun...
**
Başkalarının hayatı bizim hayalimizken , bizim hayatımız başkalarının kabusudur. Belki de yaşamayı bilmekten geçiyordur bunun sırrı. Elimizdeki gerçek mutluluğun değerini bilmek mesela. Hep daha fazlasını istemenin bir mantığı yoktur aslında çünkü hiçbir artışın sonu yoktur. Hep daha çok daha çok derken, olması gerektiğinden de aşağıya çektiğini hissedersiniz çıtanızın... Elinizdekiyle mutlu olmak varken, varolanında avucumuzdan kayıp gitmesi gibi...
Oysa sahip olduğumuz hiçbir şey eksik ya da yarım değildir işte. Zamanla sizinle bütünleşir zaten parçaları. Hatta bazen elinizdeki en güzelidir , en fazlası, en i dir işte her şeyin. Anlatılmaz sözcüklerle .Başladığın cümle onu görünce boğazında düğüm düğüm oluverir, diline kramp girer işte. Hele ki elini tutuyorsa...
**
Bende onu uzaktan görünce öyle imrendim . Hayata bakışını, gülümseyişini, aşkı sahiplenişini. Onun yaşadığı ya da yaşattığı hayat hayalim olmuştu bile... Yaklaşmaktan korktuğum, gerçek olmayacak kadar fazla güzel bir hayat.. Sanki yanında nefes alsam nefesimi vermekten çekinirdim o tozpembe gözlükleri buğulanmasın diye. O vardı, hep ve herkesten fazla. Ben ise benimsedim uzaktan ama harcamadım onun mutluluğunu. Bazı şeylerin zamanı vardır ya hani. Baktım, gördüm, bekledim... En süprizi ise sevdim...
Şimdi ise bana imrendiğim o hayatı yaşatan sevdiğim, sana teşekkür ederim...
Seni zamanın boşa geçtiğinde harcanmamamız için uzaktan sevdim. O kadar uzaktan ki, ben bile farketmedim.
**
Şimdi bizim hayatımız başkalarının hayali olsun.. Ama ne bizim aşkımız başkalarına kabus, ne de onların nefesi bize zehir olsun...
27 Temmuz 2011 Çarşamba
Bir söz, Bir cümle...
Bugün eski defterlerimi ,eski blogumu gözden geçirdim... Ya eskiden fazla duygusal yaşamışım ya da duygularımı fazla abartmışım.Belki de sadece yansıtmışımdır... Ben açmıyorum da kapanmış defterleri, ya kapanmamış defterler dökülürse önüme...
**
Düşündüğüm ya da hayalini kurduğum bir şeyler var. Hayaller gibi ama gerçek olması için pembesini ya da beyazını azalttığım ,mutluluğa sınır getirdiğim,uçlarda olmayan, reele yaklaştırdığım idealar bunlar.
**
Bazı durumlar vardır ki yaşandığı anda insanı acıtan, hani geçer elbet ya da geçebileceği gibi yaşarım yaşatırım dersiniz, öyle olmasını umarsınız ya da. Ama o vücuduna girmiş bir mikrobun etkisiz hale gelmesi mümkün olmuyormuş. Bu mikrobu senle bağımlı tutan tek şeyse düşünmekmiş. Bir hastalık gibi. Birisini kurtarmaya yönelmiş hatta başarmışken sanki sana bulaşmış gibi... Ölmemesi için ölmeyi göze almak gibi.. Bir söz , bir cümle aldığın derin nefesle iner ciğerine. Herhangi bir tütün ürününün içine çektiğinde zehirlendiğini anlamandan çok daha fazlasıdır yaşadığın. Yaşamak için nefes almak zorundasındır ve her nefes alışında daha çok yakar içini o söz, o cümle. Ciğerlerini doldurur, karnını ağrıtır, mideni bulandırır. Acıya alışık değilsen başın bile döner, bu acı çarptı beni dersin- alışmak istemezcesine-... Beynin senden bağımsız düşünmeye başlar ve tekrarlar içinden. İnanmak istediğine inanır , seni dinlemeden.
Bir söz yahut bir cümle. Geçmişten gelen,gününe yerleşen...Nasıl anlatmalı ? Acıyan bir yara gibi bedeninde. Acıtan ve gün geçtikçe kapanmak yerine sanki açılan. Kılıç ya da bıçak yarası değil bu. Bir çaba bir direniş bir hırs bir azim uğruna oluşan bir şey değildir çünkü. Ama için gider, can yakıcıdır. Kağıt kesiği gibidir işte. Keskin, net, kendini anlatmak ve sevmek uğruna yeniden, en çok, daha çok... Bir anlıktır, çok acıtır... üffff lersin ama, geçmez. Söndürmez sanki. O söz, o cümle ; kağıt kesiği gibidir. Yazmaktan bile vazgeçecek kadar yüz buruşturucur hissettirdiği. Acı, yanma, diş sıkma, sinir...Oysa amacı duyguların dile gelmesidir , kötü ya da galibiyet gibi bir niyeti yoktur. Naiftir... Dedim ya kılıç ya da bıçak gibi değildir . Daha masumdur, daha aşktır olmasını istediği ya da yazdığı şey o kağıtlara...
İnsanın kendisini tek ifade ettiği yer insanı nasıl acıtır ki , Nasıl kanatır ,İnsanın en çok güvendiği en masum ve tek duygulu olduğu yer insanı nasıl yaralarki?
Nasıl mı... Çok pis... O çok pis bir acıdır işte. Nasıl desem Günün mutluluğunu geçmişin doğrusu karartıyor bu kağıt yarası, ya da mikrop gibi vucuduma giren o söz, o cumleler... Artık herneyse adı...
Gününüzün ve yarınınızın huzurunu yaşamak istiyorsanız, dününüzün gerçeğini kurcalamayın :)
**
Düşündüğüm ya da hayalini kurduğum bir şeyler var. Hayaller gibi ama gerçek olması için pembesini ya da beyazını azalttığım ,mutluluğa sınır getirdiğim,uçlarda olmayan, reele yaklaştırdığım idealar bunlar.
**
Bazı durumlar vardır ki yaşandığı anda insanı acıtan, hani geçer elbet ya da geçebileceği gibi yaşarım yaşatırım dersiniz, öyle olmasını umarsınız ya da. Ama o vücuduna girmiş bir mikrobun etkisiz hale gelmesi mümkün olmuyormuş. Bu mikrobu senle bağımlı tutan tek şeyse düşünmekmiş. Bir hastalık gibi. Birisini kurtarmaya yönelmiş hatta başarmışken sanki sana bulaşmış gibi... Ölmemesi için ölmeyi göze almak gibi.. Bir söz , bir cümle aldığın derin nefesle iner ciğerine. Herhangi bir tütün ürününün içine çektiğinde zehirlendiğini anlamandan çok daha fazlasıdır yaşadığın. Yaşamak için nefes almak zorundasındır ve her nefes alışında daha çok yakar içini o söz, o cümle. Ciğerlerini doldurur, karnını ağrıtır, mideni bulandırır. Acıya alışık değilsen başın bile döner, bu acı çarptı beni dersin- alışmak istemezcesine-... Beynin senden bağımsız düşünmeye başlar ve tekrarlar içinden. İnanmak istediğine inanır , seni dinlemeden.
Bir söz yahut bir cümle. Geçmişten gelen,gününe yerleşen...Nasıl anlatmalı ? Acıyan bir yara gibi bedeninde. Acıtan ve gün geçtikçe kapanmak yerine sanki açılan. Kılıç ya da bıçak yarası değil bu. Bir çaba bir direniş bir hırs bir azim uğruna oluşan bir şey değildir çünkü. Ama için gider, can yakıcıdır. Kağıt kesiği gibidir işte. Keskin, net, kendini anlatmak ve sevmek uğruna yeniden, en çok, daha çok... Bir anlıktır, çok acıtır... üffff lersin ama, geçmez. Söndürmez sanki. O söz, o cümle ; kağıt kesiği gibidir. Yazmaktan bile vazgeçecek kadar yüz buruşturucur hissettirdiği. Acı, yanma, diş sıkma, sinir...Oysa amacı duyguların dile gelmesidir , kötü ya da galibiyet gibi bir niyeti yoktur. Naiftir... Dedim ya kılıç ya da bıçak gibi değildir . Daha masumdur, daha aşktır olmasını istediği ya da yazdığı şey o kağıtlara...
İnsanın kendisini tek ifade ettiği yer insanı nasıl acıtır ki , Nasıl kanatır ,İnsanın en çok güvendiği en masum ve tek duygulu olduğu yer insanı nasıl yaralarki?
Nasıl mı... Çok pis... O çok pis bir acıdır işte. Nasıl desem Günün mutluluğunu geçmişin doğrusu karartıyor bu kağıt yarası, ya da mikrop gibi vucuduma giren o söz, o cumleler... Artık herneyse adı...
Gününüzün ve yarınınızın huzurunu yaşamak istiyorsanız, dününüzün gerçeğini kurcalamayın :)
24 Temmuz 2011 Pazar
Çirkin Ördek Yavrusu
Evet. Gerçeklerin önünde durmak imkansızdır. Bazen gerçekten hayat bu kadar beyaz olmasın istersiniz ve nefesiniz bile bulandırmaya başlar temiz havanızı... Yalanın rengi olmaz... Ama en hafifini kullanmak istersiniz biraz beyazın üzerine. Pembe gibi mesela.
Bugün bir arkadaşıma sorduğum bir soru uzerine ''aşıksan ne önemi var ki '' demişti.. Haklıydı. Bananeydi insanlardan,onlardan,düşüncelerden ve yorumlardan... O zaman aklıma gelen yeni bi soru var, ne eksikti?
İnsanların büründüğü kıyafetin ne önemi vardı ki? hepimizin büründüğü , hani şu ruhumuzun zarar görmesini engelleyen, içimizin giysisi olan vücudumuz,güzelliğimiz ya da çirkinliğimiz. Ne kadar önemli olabilrdi ki...
Eskiden çok guzel olan insanların çok mutlu olduğunu düşünecek kadar hayalperesttim. Mutluluk o kadar kolay değilmiş demek ki.. Giysiye,büründüğün kılıfa, mala mülke bakmıyormuş demek ki..En azından benim için bu böyle değilmiş. Arkasına saklandığım mutsuzlugumun hafifletici sebepleri değilmiş demekki yanlış düşüncelerim.
Burdan bana bu gerçeği gösteren arkadaşım dodoya selamlarımı gönderiyorum. Sayende aynaya daha az bakıp, önceliklerimin farkına varıyorum... Seviyorum ve kalpten. Bu yuzden önemsiz sorular sormuyorum artık kimseye... Çünkü haklıydın. Ne önemi vardır reelin,duyguların yanında...
Gözümü kaparım gerçeğe, yüreğim açar ellerini hayalimdeki sevgiye... Yaşadığım, yaşatmaya çalıştığım... İçim görür , görmek istediklerini ya da hissettiklerini sadece; ruhumu saran o kılıftan ,o önemsiz deri elbiseden cok daha bağımsızca işte...
Bugün bir arkadaşıma sorduğum bir soru uzerine ''aşıksan ne önemi var ki '' demişti.. Haklıydı. Bananeydi insanlardan,onlardan,düşüncelerden ve yorumlardan... O zaman aklıma gelen yeni bi soru var, ne eksikti?
İnsanların büründüğü kıyafetin ne önemi vardı ki? hepimizin büründüğü , hani şu ruhumuzun zarar görmesini engelleyen, içimizin giysisi olan vücudumuz,güzelliğimiz ya da çirkinliğimiz. Ne kadar önemli olabilrdi ki...
Eskiden çok guzel olan insanların çok mutlu olduğunu düşünecek kadar hayalperesttim. Mutluluk o kadar kolay değilmiş demek ki.. Giysiye,büründüğün kılıfa, mala mülke bakmıyormuş demek ki..En azından benim için bu böyle değilmiş. Arkasına saklandığım mutsuzlugumun hafifletici sebepleri değilmiş demekki yanlış düşüncelerim.
Burdan bana bu gerçeği gösteren arkadaşım dodoya selamlarımı gönderiyorum. Sayende aynaya daha az bakıp, önceliklerimin farkına varıyorum... Seviyorum ve kalpten. Bu yuzden önemsiz sorular sormuyorum artık kimseye... Çünkü haklıydın. Ne önemi vardır reelin,duyguların yanında...
Gözümü kaparım gerçeğe, yüreğim açar ellerini hayalimdeki sevgiye... Yaşadığım, yaşatmaya çalıştığım... İçim görür , görmek istediklerini ya da hissettiklerini sadece; ruhumu saran o kılıftan ,o önemsiz deri elbiseden cok daha bağımsızca işte...
21 Temmuz 2011 Perşembe
AşkAlkol
Mutluluk,alkol gibi bazen vucudumda. Öyle ki ; ağzım, dilim,ellerim uyuşuyor. Abuk sabuk gülmeye başlıyor Çağ. Hoop ağzı kulaklarında ve bu uyumu seviyor işte.
Ama alkol gibidir gözyaşı. Öyle ki; dolmuştur artık için, daha fazla acı almayacak kadar sınıra dayanmıştır. Bir damlası bile istifra etmeye yeter işte mideni dolduran sıkıntılarını. Alkol gibi işte... Eşik değerini aştın mıydı,tutamazsın işinde gözyaşlarını...
O zaman alkolizm gibidir aşk... Herkes hayatında en az bir kere denemiştir. Töbeli olanlar ya da haram olarak görenler de vardır elbet onlar ise bu zevkten mahrum kalmaya mahkumdur. Bazıları ise tadına varınca , bir kere tadına varınca işte bırakamaz kolay kolay...Alışmıştır,bağdaşmıştır işte.Damarlarında dolaşmaya hatta kalbinden sonra vucudunu da ele gecirmeye baslamıstır.Aşk alkol gibidir işte.Vazgecemeyenler ise alkolik,sarhoştur... Doyamazlar aşka, hergün her an daha fazla...
Kafam güzel,kalbim güzel, sen güzelsin moduna girmek gibisi var mı...
Koy bir kadeh daha, doyulmaz aşka...
Ama alkol gibidir gözyaşı. Öyle ki; dolmuştur artık için, daha fazla acı almayacak kadar sınıra dayanmıştır. Bir damlası bile istifra etmeye yeter işte mideni dolduran sıkıntılarını. Alkol gibi işte... Eşik değerini aştın mıydı,tutamazsın işinde gözyaşlarını...
O zaman alkolizm gibidir aşk... Herkes hayatında en az bir kere denemiştir. Töbeli olanlar ya da haram olarak görenler de vardır elbet onlar ise bu zevkten mahrum kalmaya mahkumdur. Bazıları ise tadına varınca , bir kere tadına varınca işte bırakamaz kolay kolay...Alışmıştır,bağdaşmıştır işte.Damarlarında dolaşmaya hatta kalbinden sonra vucudunu da ele gecirmeye baslamıstır.Aşk alkol gibidir işte.Vazgecemeyenler ise alkolik,sarhoştur... Doyamazlar aşka, hergün her an daha fazla...
Kafam güzel,kalbim güzel, sen güzelsin moduna girmek gibisi var mı...
Koy bir kadeh daha, doyulmaz aşka...
4 Mayıs 2011 Çarşamba
Aşk...
Aşk... dolu dolu,yaşanırcasına... Adını tam anlamıyla yaşatan,yaşattıran. Ötesi yok,fazlası ya da eksiği de. Bir açıklaması da yok, bir şikayeti ya da sebebi de. Neden derler, neden denir-Aşk- dersin. Yeterlidir...
Düşündürür apansızca,dalıp gidersin işte. Gözlerin dalar hatta dolar. Hafif bir tebessüm belirir dudaklarda,güller acar yanaklarda hatta ama sırıttırmaz. Daha sıcaktır çünkü bıraktığı etki... Derin nefes alırsın tek seferde,ama bir dikişte geri veremezsin,taksit taksit içindeki huzuru ciğerlerine yayarcasına verirsin nefesini. Kulakların sadece onun sesini işitir.Dudaklarından onun kelimeleri dökülür,ellerinde onun ellerinin sıcaklığı kalır. Ellerin titrer,dudakların titrer,kalbin titrer...
Anlatamazsın işte yaşadıklarını. Aşk dersin,olur biter...
Uyursun , ama hayata dair uyursun. Hayallere,ruyalara uyanırsın. Planlara , onunla olan herşeye uyarsın. O yanında nefes alıyorsa,hele bir de gülümsüyorsa,kalp ritmin artar, gülümsersin. Mutlu olduğun için değil ha, mutlu olduğu için.Çünkü artık senin için mutluluk 'o'dur. onun mutluluğudur seni mutlu eden...Neden gülüyorsun surekli derler, sebebini bulamazsın,söyleyemezsin... Aşk'tır çünkü. Aşk dersin ,yeterlidir...
Elini ayağını nereye koyacağını bilemezsin... Gözün hep ondadır. Ola ki uzaktaysa sevdiğin, o zaman gözün hep telefondadır.Ağzından çıkan lafları bir bir aklına yazarsın,istemesende ezberine kaçar onun bütün harfleri.Güldüğü,durduğu,kızdığı,konuştuğu,sustuğu hatta nefes aldığı anları,yerleri bile yazarsın işte o hiç derslere harcamadığın beyninin köşesine.. Zaten kalbinin tümünü ele geçiren bu his,beynine de hükmeder sana farkettirmeden..Olan herşey senin kontrolünden çıkmıştır zaten. Hasta mısın,dengesiz misin sen? gibi soruların tek bir cevabı vardır aslında... Adı Aşk'tır. Dengeni bozan herşeyin sebebi budur aslında. Tek bir kelimedir ve yeterlidir...
Merak edersin. Yanında değilse geçmez zaman,dakikaları hatta saniyeleri sayarsın. Saatlere düşman olursun. Hele ki günlerin geçmesi gerekiyorsa of... Geçmez,geçmek bilmez...yerinde saymak şurda dursun,zaman geriye akar sanki. Elde değildir... Özlersin. Köpek gibi özlersin. Onu görene kadar,senin ilacın olana kadar özlersin işte...Haberin olsun istersin sürekli ondan. sürekli seni düşünsün istersin işte. Ayrılmak ne mümkün,senin aldığın nefes,baktığın gökyüzü bile o iken, o da bunu hissetsin istersin.O yoksa eğer,gökyüzün yok dmeketir,nefesin yarımdır bir de. Boğulursun. Boğazındaki eli de bulamazsın. Çırpınırsın. O yoksa işte karanlıkta kaybolursun merak edersin,paniklersin. Yardın istersin herkesten, bir nefeslik yardım istersin. Ne oluyor sakin ol derler sana, çok panik yapma rahat ol derler sana. Anlamazsın cunku anlatamazsın da... Tek kelimedir sebebi Aşk'tır. Anlatılmaz,yaşanır türündendir...
Anne gibisindir . Şefkatli,kollayıcı,uyarıcı,sahiplenici... Bunu sana yaşatan duygunun adı bellidir. Aşktır.
Hayata tutunma sebebidir.kendisi sebep ya da araç değildir ama amaçtır. Büyük ,yüce, inanılmaz bir histir bu. O dersin.. İşte o..Geldiği gibi gitmesin istersin. Karışsın sana, kendi parçalarını kaybedecek kadar senleşsin istersin. Mutluluk olsun istersin.Daimi olsun istersin. Her gece dilinde duadır,her sabah doğan güneştir gözünde. Neden bu kadar çok düşünüyorsun, boşver derler.. Aşk dersin.. Fazla lafa hacet yoktur.
Bütün teselliler boş kalır,renksiz bir dünyaya düşme şüphes girdi mi hele içine,bütün umutlar yerle birdir. gökyüzün bile yoktur ki güneşi bekleyesin. İçin çürür,parçalanır... Sesler kesilir,kulakların işitmez. Gözlerin kördür artık. En fenası da hissiz,çaresizdir bedenin... Ölüm yokya ucunda ayrılık unutulur derler. Aşk dersin. Yeterlidir. Açıktır. Nettir. Ama artık insanların bile anlamıyacağı kadar genelleşmiştir.
Aşk derim, yeterlidir,kafidir...
Düşündürür apansızca,dalıp gidersin işte. Gözlerin dalar hatta dolar. Hafif bir tebessüm belirir dudaklarda,güller acar yanaklarda hatta ama sırıttırmaz. Daha sıcaktır çünkü bıraktığı etki... Derin nefes alırsın tek seferde,ama bir dikişte geri veremezsin,taksit taksit içindeki huzuru ciğerlerine yayarcasına verirsin nefesini. Kulakların sadece onun sesini işitir.Dudaklarından onun kelimeleri dökülür,ellerinde onun ellerinin sıcaklığı kalır. Ellerin titrer,dudakların titrer,kalbin titrer...
Anlatamazsın işte yaşadıklarını. Aşk dersin,olur biter...
Uyursun , ama hayata dair uyursun. Hayallere,ruyalara uyanırsın. Planlara , onunla olan herşeye uyarsın. O yanında nefes alıyorsa,hele bir de gülümsüyorsa,kalp ritmin artar, gülümsersin. Mutlu olduğun için değil ha, mutlu olduğu için.Çünkü artık senin için mutluluk 'o'dur. onun mutluluğudur seni mutlu eden...Neden gülüyorsun surekli derler, sebebini bulamazsın,söyleyemezsin... Aşk'tır çünkü. Aşk dersin ,yeterlidir...
Elini ayağını nereye koyacağını bilemezsin... Gözün hep ondadır. Ola ki uzaktaysa sevdiğin, o zaman gözün hep telefondadır.Ağzından çıkan lafları bir bir aklına yazarsın,istemesende ezberine kaçar onun bütün harfleri.Güldüğü,durduğu,kızdığı,konuştuğu,sustuğu hatta nefes aldığı anları,yerleri bile yazarsın işte o hiç derslere harcamadığın beyninin köşesine.. Zaten kalbinin tümünü ele geçiren bu his,beynine de hükmeder sana farkettirmeden..Olan herşey senin kontrolünden çıkmıştır zaten. Hasta mısın,dengesiz misin sen? gibi soruların tek bir cevabı vardır aslında... Adı Aşk'tır. Dengeni bozan herşeyin sebebi budur aslında. Tek bir kelimedir ve yeterlidir...
Merak edersin. Yanında değilse geçmez zaman,dakikaları hatta saniyeleri sayarsın. Saatlere düşman olursun. Hele ki günlerin geçmesi gerekiyorsa of... Geçmez,geçmek bilmez...yerinde saymak şurda dursun,zaman geriye akar sanki. Elde değildir... Özlersin. Köpek gibi özlersin. Onu görene kadar,senin ilacın olana kadar özlersin işte...Haberin olsun istersin sürekli ondan. sürekli seni düşünsün istersin işte. Ayrılmak ne mümkün,senin aldığın nefes,baktığın gökyüzü bile o iken, o da bunu hissetsin istersin.O yoksa eğer,gökyüzün yok dmeketir,nefesin yarımdır bir de. Boğulursun. Boğazındaki eli de bulamazsın. Çırpınırsın. O yoksa işte karanlıkta kaybolursun merak edersin,paniklersin. Yardın istersin herkesten, bir nefeslik yardım istersin. Ne oluyor sakin ol derler sana, çok panik yapma rahat ol derler sana. Anlamazsın cunku anlatamazsın da... Tek kelimedir sebebi Aşk'tır. Anlatılmaz,yaşanır türündendir...
Anne gibisindir . Şefkatli,kollayıcı,uyarıcı,sahiplenici... Bunu sana yaşatan duygunun adı bellidir. Aşktır.
Hayata tutunma sebebidir.kendisi sebep ya da araç değildir ama amaçtır. Büyük ,yüce, inanılmaz bir histir bu. O dersin.. İşte o..Geldiği gibi gitmesin istersin. Karışsın sana, kendi parçalarını kaybedecek kadar senleşsin istersin. Mutluluk olsun istersin.Daimi olsun istersin. Her gece dilinde duadır,her sabah doğan güneştir gözünde. Neden bu kadar çok düşünüyorsun, boşver derler.. Aşk dersin.. Fazla lafa hacet yoktur.
Bütün teselliler boş kalır,renksiz bir dünyaya düşme şüphes girdi mi hele içine,bütün umutlar yerle birdir. gökyüzün bile yoktur ki güneşi bekleyesin. İçin çürür,parçalanır... Sesler kesilir,kulakların işitmez. Gözlerin kördür artık. En fenası da hissiz,çaresizdir bedenin... Ölüm yokya ucunda ayrılık unutulur derler. Aşk dersin. Yeterlidir. Açıktır. Nettir. Ama artık insanların bile anlamıyacağı kadar genelleşmiştir.
Aşk derim, yeterlidir,kafidir...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)






