Aşk, Yepyeni Kalabilen Eski Bir Masaldır. H.HEİNE

29 Haziran 2012 Cuma

Içimden geçti, hissettin mi...

Bu günlerde fazla romantiğim diye söze başlamak isterdim. Ama değilim. herzamanki kadar bile değilim. çok hayalperest oluşum çocukluğun getirdhiği bir heyecan değildi kalbimde. daha farklı daha renkli ve sıradanlıktan uzak bir dünyam vardı. gerçeklerin ötesinde. ve ben ölene kadar durmalıydı, bu benim emelimdi. Şuan flu olan  kasabam kaldı ya çerçevenin içimde hani, eskiden bahçemdeki çiçeklerimin yaprak sayılarına kadar net, belirgin ve silinmeyecek kadar istediğim belli bir dünyam vardı işte. Sanırım yine sıkıntılar kahramanşarda. Ben kendimden sıkıldım. Neden sen de benden sıkılmayı denemiyorsun. Bazen yalnızlığımın çaresizliğini özlüyorum. Ama insan yalnız değilse onun çaresizliği daha çok yakıyormuş canını. Anlamlamdıramadığım bir hayatı yaşıyorum. Bu ben değilmişim de eğer arzularımın peşinden koşmassam nelerle karşılaşacağımı gösteren bir sülietim gibi. Geleceğin habercisi bir yansımam gibi işte . Ve ben bir anda uyanıp" vay be !, demek bunları yaparsam bunları yaşayacakmışım ha, hiç tahmin edemezdim" deyip o zamanlar pek de cazip gelmeyen ama asıl mutluluğun yolu olan bir takım seçenekleri düşünme zamanım olsaydı, bunu yaratabilseydim kendime keşke. Hoş zaten kendim için ne yaptım ki dersem, bulamam. O zaman kime ne diye bu sitem. Salaklığımı çekiyorum , cezamı. Şimdi bu yaptığım ne, bu yazı niye bilemiyorum . sadece uzun zamandır burdan uzak kaldığımı ve defterlerime fazla yüklendiğimi anladım. Velasılkelam içimden geldi, söyledim. Hey büyüdüm ben. Hemde tahmin edilenden daha hızlı, daha fazla ve daha sancılı. Son olarak yalnızlık yanlışlıktır. Bekle beni Şarköy...

15 Nisan 2012 Pazar

Deprem

Çok bişey değildi istediğim. Sıcak bir evim, yuvam olsun işte. Ben evde iken kapımı koşarak açayım, ya da dışardaysam kapım yüzüme gülerek açılsın. Bunun kısCa anlamı huzur ve mutluluk işte. ama tek derdim bu değildi elbet. Ama yinede çok uçbişey değil bunların yanında istediğim .

Aşk ... 
Aşk ya tek kelime ama bir ömre bedel olan  o mukemmel duygu. tek istediğim gözlerimi n içinin parlamasıydı adı geçtiğinde. adı adıma uysun istedim. yıllarca onu beklediğimi bilsin.
Artık gelsin görsün ve bilsin istedim. Kolay değildir insanların neden dunyaya geldiğini çözmeleri. gel, ben buldum dedim. sustum uzattım  ellerimi, varoluş sebebim sensin, aşk.. dedim. Yok oluşuma sebep olabilceğini hiç düşünmemiştim oysa. 
Seni hergün daha çok daha çok daha fazla sevebilceğimi biliyordum ama bir gün ''bugün seni sevmiyorum'' diyebilmek yoktu lugatımda. Oysa  bugün de senmi sevmiyorum. Dün seni deli gibi özleyen kız bugün mantığıyla seri toplantılar halinde. 
Oysa bana aşık olduğunu hatta ilk olduğumu biliyorum. Ama sen beyin kıvrımlarımın nasıl işlediğini bilmiyosun. kolay senaryo üretirim yeter ki bana bir konu verin modundayken ben sen bana konulardan konu seç diyorsun. Malzeme veriyorsun ve kullanmamı istiyorsun. Bense unutamayacağım şaheser senaryolar üretiyorum. 
Meğersem benim için geçmiş hiç geçmemiş...zamanında temelde yarattığın boşluklar gün gelir böyle tepende patlar. Sonuç artçı bir depremde yıkıntı..

12 Nisan 2012 Perşembe

 bu gun onun doğum günüydü . o doğdunu sa ndı  mumlarfı üfledi ..  ben doğduğumu  anladım nefesin nefesime değdi..ğı iyi ki doğdum o zaman seninle nicelere

17 Şubat 2012 Cuma

305. gün aklımdaki sayı

Bir sayı tuttum aklımdan. Ama bulması kolay. Kolay dediysek de küçük bir şey değil elbet. Ama gel beni bul istiyorum, sayılarım gibi, renklerim gibi. Hayallerim gibi, hayallerimdeki prensim olduğun gibi...

Zamanı gelince ise elinde bir demet papatya olsun. Onların beyaz yaprakları çok masum duruyorlar. Gözlerinin içinde tatlı değil, aşklı bir telaş. Kalbinde bana ayırdığın yer hazır ve yegane olup, dilinde yalnızca bana söylediğin ve ömrünce söyleyebileceğin sözler ezber olsun. Üstünde sana eğreti durmayan bir takım elbise, arkanda benim her gördüğümde daha da çok heyecanlanacağım ailen...

Pantolonunla ceketin aynı renk olsun mesela. Hem çikolata da olsun ama böyle çok da cafcaflı değil yemeye kıyamacağım kadar şık ve pahalı olmasınlar. Her şey doğal olmalı, gözükmeli. Aşkımız gibi... Zorlama gibi değil yani.. 
Her şey yakışığına layığına uygun olmalı işte. Sen otururken müsade beklemelisin. Hafifçe dizini titretmelisin sonra. Kulağında hep aynı melodi olmalı. Aklınla benim aklımdan tuttuğum sayı. Dokunduğun heryerde rengimi görmelisin. Konuşurken sesin incelmeli hatta hafiften titremeli de. Ama o öz güveninden ödün vermemelisin. Adım geçtiği zaman dudaklarından, o sesin kalbinden geldiğini anlamalı ailem. 
Sonra her şey nihayet bulduğunda beni ne kadar seviyorsun, ne kadar aşıksın dediğinde yani bunu yıllar sonra bile sorsan vereceğim cevap aynı olacak...

Aklımdaki sayı kadar... Ve sen sevgili, aklımdan tuttuğum sayının aklından tuttuğun sayı olduğunu bileceksin.
Aklımdan tuttuğum sayının + sonsuz olacağını, benim mutfak kapısından salona girip kahveleri dağıtırken daha aklımdaki sayının , aklında olacağını bileceksin.

Seni ilk gördüğüm gün, elini ilk tuttuğum gün, seni ilk öptüğüm gün, gözlerime bakıp bana aşk dediğin her gün, beni hayallerine değil de , hayallerini bana eklediğin her gün, başıma o beyaz tülü giyip saçlarımda tek bir siyah tel kalmayıncaya kadar beyazlara büründüğüm her geçen gün olacağı gibi aklımdaki sayı kadar seviyorum seni... 

Sana + sonsuz aşığım...

4 Şubat 2012 Cumartesi

Baharın ko(r)kusu

Gözlerimi kapatıyorum... Bahar geliyor aklıma, doğduğum zamanlar...Mis gibi çimen kokusu , hele bir de yağmur varsa ne tatlı olurdu paçalarıma sıçrayan çamurlar. Hiç de rahatsız olmazdım, küçüklüğümden beri zamanın getirdikleri bana zararsız gelirdi, neşelenmeye bakardım. Ben çok gülerdim, herkes gibi. Kim sever ki ağlamayı, dertlenmeyi. Herkes gülerek hatırlamak ister mesela ya da herkes gününün iyi geçmesini dilerken ,gülümsediği kareyi getirir aklına.Ya Gülümsemek  işte.. Hoştur, güzeldir, gereklidir...



Benimse, gözlerim kapalıyken gülümseyişim işte bu düşlerle gerçekleşir. Düşlerse gerçekleşemeyecek kadar fludur işte. Henüz netletmemiş, tadı o kadar da hoş olmayan, nasıl diyeyim çilek kokmayan henüz... Sıcacık yağmur , ılık esen rüzgar ya da aradan parlayan güneş ışığı değilde, fırtına ve soğuk hatta ürkütücü bir grilik var bulutlarda.



Ve ben herşeyi zamanında seviyorum. Baharımda fırtına olmasını değil, kışımda güneş açmasını da değil elbet.. Çünkü o kadar bencil olamam ya da yüzsüz. Bana bunu öğretmediler. Sürekli hayattan güzel şeyler bekleyecek kadar nankör de olamam. Hatta sürekli birşeyleri feda edip, bir şeyleri kazanmaya ancak o zaman yaklaştığımı düşünürdüm. 
Hep güzel bir şey dilerken 'bu kötü şey gelebilir başıma; bu dileğimin olması için, buna razıyım' derdim. 
Hep zorlaştırmamaya çalışan, gerektiği kadar fedakar bir çocuktum, gençtim... Erişkin ve de yaşlı olacağım bu gidişle...
Ama ama...
 ama gözlerimi kapattığımda, zamanı durdurduğumda , 

bu yaptığım sadece hayal etmek, düşlemekken; geleceğimi, mutluluğumu ...

henüz reel olamamışken, hatta reel olmasını sırf beyazım grileşmesin diye göze alamamışken... Yani sonsuz mutluluk, sonsuz beyazlık ve sınırsız gülümsemeyi hayal edebilmeyi hayal etmişken sadece...

Yani yani... Yani benim sadece bahar rüyamda, gözlerim kapalıyken... hazır gök kuşağımda çıkmışken rengarenk, 
bu poyraza ne gerek vardı bütün dallarımı kıran. 
Oysa oralarda daha çiçek açacaktı, yeşil çimenler ve çilek kokusu...ılık yağmurun tenime verdiği huzuru hissedecektim.




Ve kirpiklerimden süzülen sadece ve sadece yağmurun damlaları olacaktı...

Sadece bembeyaz bir hayaldi, hayalken bari kirletmeye ne gerek vardı. Zaten gerçek olamayacak kadar fazla bahardı; hatta nisan, mayıstı... en azından ben gerçek olmasını göze alamayacak kadar kırılmasından korkarken   tozpembe düşlerimin, tuz buz etmeye ne gerek vardı...


Uyandım, paramparçaydım...
O kadar ki bir daha gözümü yummaya, baharı beklemeye korkarak fırtınaya sığınacak kadar...

14 Ocak 2012 Cumartesi

Ben böyleyim :)

Bugünlerde kendimi amma da becerikli sanıyorum. Ama öfürdeyip geçmeyin( öfürdemek de yeni bir tabir oldu oflamakımsı bir şey oldu çağın klavuzunda şuan) Bildiğiniz elimin hamuruyla ev kadınlarına taş çıkartır oldum :) çok mu vakti varda neyin tribine giriyor bu kız diyebilirsiniz. Aslında sorsanız hiç vaktim yok. Bu sanıyorum ki dolaysız, öznesiz, şikayetsiz ve duygusuz bir yazı olacak, ne de bir sitem... Bana beni anlatıyorum...

Mesela çok güzel ıslak kek yapmayı öğrendim kendi kendime. Bunları yaptıkça kendi evime sahip olma isteği duyuyorum içten içe. Mercimek köftesi henüz hazırlık aşamasında , yenebilir kıvamda ama parmakları yemeğe dahil etme kıvamında değil. Hee bir de patatesli börek tabi ki. Geçmiş tariflerimden kuru pasta ve tuzlu kurabiye yapmayı da biliyorum aslında... Sanırım yaşlanıyorum. Bunları becerikli olmak için mi yoksa dikkat dağıtmak için mi yoksa evlenmeye uygun bir eş adayı olabilcek miyim sorusuna cevap bulmak için mi yapıyorum bilmiyorum. Sanırım en büyük derdim stres atmak, düşünmemek ve anı yaşamak. Kendimle baş başa kalmak ya. beynimle ya da kalbimle değil de tamamen kendimle olmak gibisi..



Bilindiği üzere astronomi okuyorum. Hala düzenli ve mutlu bir aşk hayatım var (bana rağmen) . Sınavlarım şaşırtacak şekilde iyi gidip notlarım yoluna girmeye başlıyor. Sanırım artık büyüyorum... Dediğim gibi kendime ait öyle çok planım var ki, kendi hayatıma dair, bunu engelleyecek hiçbir pürüz kalmasın istiyorum...

Bu kız  felsefe de okumaya başladı bu yıl. Hatun gaza gelir ve ipini koparır :)


Uzaktan eğitimle İstanbul üniversitesinin Felsefe bölümüne başvurdum. Vizelerimde kalır not yok gibiydi ve bugün finallerine girdim ve tabi yarında devam edecek. Umuyorum ki herkese gösterdiğim inadı ispatlayacak nitelikte sonuçlar alırım.

Başka ne mi var??

Hayallerim var be, umutlarım var benim. Hala kimseciklere kaptırmadığım, kurmaktan yorulmadığım tozpembe bir dünyam var ki kirletemedi hiç bir kötü ruh( başıma gelen olumsuzluk ve duygu çöküşleri)
Ve sanırım ben, ben oldukça... Bu Çağ hep Çağ kaldıkça amaaaan işte bu kız böyle yahu hep gülerim ben severim gamzelerimi, pozitif enerjilerimi paylaşırım. 

Nasıl bitirelim sonunu... heh ben böyleyim, sevildiğim gibi :)

7 Ocak 2012 Cumartesi

saçmalık...

İçinde bulunduğum durumu çözemiyorum, soru işaretleriyle yazı yazmak gerçekten zormuş...

bu muyum, olmalı mıyım... sessizim...

belki beklemedeyim belki çoktan yola çıkmışım firariyim, 


şimdilik tek bildiğim, ben bende değilim...

hayatın bana getirdilerini kendime yoğurma aşamasında

uygun tadı bulmaya çalışıyorum...!!!
ben küskünüm feleğe,
düştüm bitmez çileye...