Aşk, Yepyeni Kalabilen Eski Bir Masaldır. H.HEİNE

18 Haziran 2014 Çarşamba

Şarköy Özledim Seni.

Uzaklaşmak iyi gelecek bana. Özlediklerim var orada, eğleneceğim yerler, ağlayacağım liman, gece yapacağım sahil gezilerim var hem.
Şarköy..
Seni özledim, deli gibi. Kimse senin gibi değil.Sen gitmezsin hiç, bu ne güzel bir duygu. Kalmak, kalabilmek..
Biliyorum sen de özledin beni, sesimi, gülüşlerimi hatta gözyaşlarımı.
Yoo..ağlamaya gelmiyorum ama mutlu değilim. Neden nasıl olayım ? Ayrıca benim mutluluğumdan önemli şeyler var hayatta..
Saygı duyuyorum..

Hayır.. ağlamıyorum..
Kim demiş Çağ güçsüz, tamam ben diyorum. Kalbim var çünkü, hepinizden fazla..
Ama noktalarım bile benziyormuş noktalarına onu fark ettim..
Paylaşacak çok şeyim birikti yalnız. Kalbimin odaları cereyan bile yapamıyor artık. Kapattım pencerelerimi.
Düşünüyorum, keşke çöpe atsaydım kelimelerimi diyorum bazen.

Ah Çağ sen, sen ve sivri dilin. .
Ve kendime yabancılaşıyorum daha sonra, kaybettiğim her şeyden herkesten ben sorumluyum çünkü.
Ben ve beynimden bağımsız hareket eden çenem..

Benim kulaklarım yok artık, dinleyemeyeceğim kendimi. Belki bir süreliğine belki de...
Neyse,

Yazarım ben de. Hem gönderilmemiş mektuplar da umutlandırır insanı. Bir gün doğru adres bulunursa, okunur belki.
Bu şarkıyı da pek severim bugünün şarkısı da sen ol bakalım.
Bazı sesler vardır ki , derinlik katar hayatına..
Boğulmadan yüzebilirsem ne ala bana..
Kalın sağlıcakla..

15 Haziran 2014 Pazar

Penceremden...

Hayallerimde bile özgür değilim,
Beni özgür kılın,
Ruhum var benim,
Sıkıstırmayın...
Doğru değil,
Mutlu olmak istiyorum.

14 Ocak 2014 Salı

Gerçeklere biraz mola;
Ve sanki o sadece severken bile, bütün anlarımı süslerdi
O beni severdi, ben hayranlıkla seyrederdim.
Sonra ben de sevdim
Ben sevdikçe o daha çok, daha çok sevdi.

Ve anladık ki,
Sevgi paylaştıkça çoğalan bir şeydi.

20 Eylül 2013 Cuma

BEKLEYİŞ

Milyonlarca insan arasında, yüzlerce kişi içinde, onlarca insan yanında ve bir kişinin kalbindeyken bile tadarsın yalnızlık duygusunu. O puslu havayı solursun ve içine çekersin tüm hayatın kirini pasını. Yalnız olmadığın tek konu, kendini yalnız hisseden kişinin bir tek sen olmadığın konusudur.
Bakışların uzaktır artık, yakın olursa eğer yabancılaşırsın çünkü. Bir an silinir sanki belleğindeki iyi kötü hatıralar. Öyle bir boşluktur ki bu,'' kötü hatıralara bile razı kalabilirdim'' düşüncesi geçiverir aklından. Sorun karşındakini tanımayışın değil, artık kendini bile tanıyamıyor olmandır belki de. Ama ne önemi vardır ki, kendine yabancılaşmışsan zaten sana dair her şeye, herkese yabancısındır artık. Seni sen yapan her şeye, herkese...

Hem hayatımızın hiçbir dönemi bizim , yalnızca bizim seçimlerimizden oluşmaz ve oluşmayacaktır zaten. Ne istersen ya da hayata dair gerçekleştirirsen, nasıl ki  başka hayatları etkiliyor ve ilgilendiriyorsa, bil ki çoğu zaman sende başkalarının etkilerini yaşıyorsun demektir. Başkalarının hayallerinin bir parçası ya da figüranı gibi. Aza tama etmek , çoğunu hayal bile edemeyecek kadar haddini bilmek hayata karşı. Bu bendeki duruş da tıpkı bu işte. Bu hayat- benim hayatım- kimin hayali, kimin senaryosu henüz çözemedim. Herkesin bir kalem oynatıp rol çizdiği aşikar olsa da ; beni ben yapan, hayata dahil eden kalemin sahibini kestiremedim hala.
Tek bildiğim kim başlamışsa yanlış başlamış, rolleri eksik ya da gelişigüzel dağıtmış. Ha bir de hayata bakışımla ilgili ironik bir karakter çizerek hayatımın içine etmiş. Mutluluk konusunda cimri davranıp, dramın dibine vurmuş.
Sanırım bu senaryoyu alkış toplamayı seven biri yazmış...
Kimin kaleminde, kimin hayatında, kimin kaderinde, kimin hayalinde, kimin dikkatindeyim bilmesem de, kimin hayatının etkilerini ya da tepkilerini yaşıyorsam eğer atlanılmış olan ufak bir ayrıntı var ki ; kalptir onun adı, herkes de var olduğu ve kırılabilen hassas bir organ olduğu unutulmaması gereken ufacık bir ayrıntı.. 


Daha sonra, unutulduğu vakit ...

Bazen beklenir. Suyun akıp yolunu bulması , artık olması gerektiği yere erişebilmesi için acı, derin ve isyankar bir bekleyiştir bu. Çarkın dönüleceğini umup, son çırpınışları bitene kadar direnmektir. İnancını son damlasına kadar harcayarak. Kendini bile ürkütmeden sessizce, çaresizce beklenir. Her geçen zamana inat kalp atışlarını arttırarak, hızlı ve kontrolsüz nefes alıp vererek, dişlerini sıkarak beklemek... beklemek... beklemek...

Sonra öyle bir zaman gelir ki konuk oyunculardan biri bir zaman başrolü öldürebilir. Yerine geçemeyeceğini bilse bile. 

Ve bunu sadece bir kere bile olsa hayata karşı gülebilmek için yapar. Kendi rolünü kendisi seçebilmesi için...

'ÇAĞ'

20 Ağustos 2013 Salı

Ölüm korkusu, mecburiyetleri yaşattırır

Hayat ne zor bir yer. Güldüğün an ağlayacağını hissetmen hatta bilmen ne garip. Bir anlık unuttuğun ciddiyetin sende yarattığı mutlulukla beraber tekrar tüm zorlukların yüzüne çarpması ne garip bir duygu değişimi.
Bazen rüyaların, uykuların kurtarıcı olduğuna inanıyorum. Hayal alemi gibi kaçıyorum, ruhum terkediyor bedenimi. Hem benden çok daha iyi yüzleşiyor korkularımla, bilinçaltımla...

Bazen ölüyorum rüyalarımda... Çok sıkıştığım bir anda, kurtulamayacağıma inandığım bir olayda... Öyle gerçekçi öyle inandırıcı bir ölüm anı işte.
Korkuyorum, deli gibi korkuyorum ölmekten.
Bende öyle bir isyan şekli yok, lügatımda kalmadı. Eskiden 'öleyim de kurtulayım' sözü bile kolaydı beynimde. Ama bunu hissetmek, rüyada bile olsa yaşamak fazlasıyla ürkütücü.

Yapmak istediğim o kadar çok şey var ki, tadmak istediğim duygu. Üstelik çoğu gerçek olmayacak kadar hayal kalacak farkındayım . Ama vazgecer mi insanoğlu umut etmekten hıç? Vazgeçemiyorum işte. Sanki bir gün 'ben 'olabilecekmişim gibi. Tüm isteklerden, tüm insanların yakıştırmalarından, üzmemek için tamam dediğim tüm yanlıs verilmiş kararlarımı hiçe sayıp tamamen kendim olabilecekmişim gibi. Buna cesaret edecekmişim gibi sanki.
Ben , ben olmadan ölmek istemiyorum işte.
Ama sor bana hadi, istediğim hayat nerde Çağ? O kadar uzakta ki, rotasını kaybetmek üzereyim.

Mutlu olduğum seyler o kadar basit o kadar ufak ki, hepsini toplasan en ufak derdimin üstünü örtmeye yaramıyor işte. İlla ki bir tarafları açık kalıyor hayatın gerçeklerinin, rüyama girip kabusum oluyor sonra. Evet sebebi mutluluklarımın, acı kısmın üzerini örtmeye yetmeyip; hüznü açıkta bırakması işte.
Sürekli bir şeyler istememiz bizim hayatımız mı, hayatın bunu sağlamaması onun hatası mı? Bizim hayatımız bir hata mı yani?
Tek bildiğim ne sizin için ben mutlu olabiliyorum, ne yarattığınız istediğiniz Çağla şekliyle sizi mutlu edebiliyorum. Kahretsin... Bir de bu yüzden gözyaşı döküyorum.
Şu an beni üzen hayatımdan giden bilmem kaç yıl değil, başarısızlığım ya da kariyersizliğim değil, tembelliğim veya gerikalmışlığım değil, değil, değil...

Emin olun kendimi sizin kadar düşünmüyorum ey hayatıma şekil veren saygıdeğer sevdiklerim.
Siz mutsuz, umutsuz ve pişman olacaksınız,
Zaman geç kalmış olacak,
Mevsimler hoyratça geçecek,
Ve ben kendimi unutup, sizinle kaybolacağım.
Sizden beklediğim hiçbir şeyin gelmemesi değil;

İstenileni verememem olacak dildeki söz. Ben yine kendimi bırakıp sizin ve geciken istekleriniz için üzüleceğim.
Herkes birbiri için endişelenip önce kendi isteklerine yönelseydi, Belki çok daha mutlu bir dünyada yaşardık.
Ben yarın yine güleceğim yüzümle, kan ağlayacak kalbim. Ve siz bazılarınız bunu asla bilmeyeceksiniz.

Ve ben kendimi yine bulamayacağım. Buna ne vaktim, ne güvenim, ne siz ne de hayat izin vermeyecek...
Ve ne acı ki, ne kadar korkarsam korkayım,
Kendimi tanımadan gideceğim,
Fazlasıyla siz'le birlikte...
Siz, siz kimmsiniz... Siz hepiniz kendimden feragat edip, tüm ödün verdiklerimsiniz. Dünümde, bugünümde ve yarınımda...
Ve bu his yürümek zorunda olduğun tek yol gibi. Düşersen ölürsün. Ölürsen kaybedersin...
Hoş yürürken de kazanmayacağının farkındasındır zaten...